Kalktım gittim ilim meclisine, ilim irfan geride kalmış, ille edep ille edep!

Posts tagged ‘evliliğin sırrı’

ERKEĞİN KARISI ÜZERİNDEKİ HAKLARI

 

 

   Bu mevzuda söylenebilecek olan sözün özü sudur: Nikâh bir çesit bagliliktir; Kadın erkeğin canyesidir. Buna göre kadın, kocasının; mâhiyeti günâh olmayan her emrine kayıtsız şartsız olarak uymak zorundadir. Erkeğin haklarına saygı gösterilmesi konusunda bir çok hadisler vardir. Şimdi, kadının vazifeleri, mükellefiyetleri, evde nasıl davranması icap ettiği, beyine karşı nasıl muamele etmesi gerektiğiyle ilgili hadis-i şeriflere bakalım:
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet olunduğuna göre Resûl-i Ekrem (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur: “Kocasının izni olmadan (zevci huzurunda) bir kadının (nafile orucu tutması) ve yine müsadesi olmadan evine (herhangi bir kadın veya erkeğin girmesine) izin vermesi caiz olmaz.”(Riyazü’s-Salihin c.1/324)
İbni Ömer’in (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) şöyle buyurmuştur: “Ey kadınlar topluluğu, bol bol sadaka verin, çok çok istiğfar edin. Çünkü ben Cehennemliklerin çoğunun sizlerden olduğunu gördüm.’ “Bunun üzerine onların arasından iyi konuşan bir kadın, ‘Yâ Resûlullah, bizim neyimiz var ki, Cehennemliklerin çoğu bizden olmuş?’ diye sordu. “Peygamber (sallallahualeyhivesellem), ‘Çünkü siz fazla lanet eder ve kocalarınıza karşı nankörlük edersiniz. Ve akıl ve din bakımından eksik bir varlık bilmiyorum ki, akıllı olan bir erkeğe sizden daha fazla üstün gelebilsin?’ buyurdu.

“Kadın, ‘Yâ Resûlullah, din ve akıl bakımından eksiklik nedir?’ deyince, Peygamber (sallallahualeyhivesellem), ‘Akıl eksikliği bir erkeğin şahitliğine karşılık iki kadının şahit olmasıdır. Bu akıl eksikliğidir. Kadın [hayız v.b. sebepler yüzünden] günlerce namaz kılmaz ve Ramazan ayında oruç tutmaz. Bu da din eksikliğidir’ buyurdu.” (Müslim, İmân: 132)
Ümmü Seleme’den (r.a.) rivayete göre, Resûl-i Ekrem (sallallahualeyhivesellem) Efendimiz: “Herhangi bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse Cennet’e girer” buyurmuştur. (Riyazü” Salihin, c.1/326)
Abdurrahman b. Avfdan (r.a.) Resûlullah’ın (sallallhualeyhivesellem) şöyle buyurduğu rivayet edildi: “Kadın beş vakit namazını kılar, ramazan orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse, ona: Cennetin hangi kapısından dilersen oradan gir, denilir.” (Tergib ve Terhib, c.4/214-14). Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (sallallahualeyhivesellem.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, herhalde kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” (R-Salihin c. 1/325)

  Peygamberimiz zamannda adamn biri bir yolculuğa çıkarken karısına evin üst katından alt katına inmemesini tembih eder. Kadının babası alt katta oturmaktadır. Adam hastalanır. Kadın birini Peygamberimize göndererek evin alt katına inip babasını görmeye izin ister. Peygamberimiz «Kocanın emrine uy» diye haber gönderir. Bu orada kadının babasi ölür. Kadın yine alt kata inmek için Peygamberimizden izin ister. Peygamber’imiz tekrar «Kocanin emrine uy» diye haber gönderir. Kadının babasi toprağa verildikten sonra Peygamber’imiz ona, kocasının emrine uydugu için Allah’ın, babasını afvettiğinî bildirir. “mükâşefetü’l kulûp s.580”       

   Görülüyor ki. Peygamber’imiz kocanın emrine uymayı İslâm’ın temel sartları ile birlikte zikretmistir.

Yine Peygamber’imiz (sallallahualeyhivesellem.) buyuruyor ki: Hâmile olan, çocuk doğuran, çocuk emziren ve çocuklarına şefkatle bakan kadınlar, eğer kocalarına itaatsizlik etmezlerse, namaz kılanları Cennete girer. “İbni mace, Ahmed b.Hambel”

Peygamber’imiz

«Bana Cehennem gösterildi. Cehennemliklerin çoğunu kadınların meydana getirdigini gördüm.» buyurdu. Kadınlar «Ne yüzden ya Rasûlallah diye sordular. Peygamber’imiz «çok lanet okudukları ve iyi geçimli kocalarına karşı nankörlük ettikleri için» diye cevap verdi. (Hadis için bk. Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187)

Diger bir hadiste Peygamberimiz :

«Cennet bana gösterilince oradakilerin arasında kadınların azınlıkta olduğunu gördüm. «Kadınlar nerede?» diye sorunca Cebrail (A.S.) Bana: «Altın ve parlak boyalar “dikkat çekici renkli elbiseler” onları alıkoydu» diye cevap verdi.» mükâşefetü’l kulûp s. 588

Hz. Ayse buyurur ki:

«Bir gün evlilik çağına Varmış gene bir kız Peygamberimize gelerek «Yâ Rasülallah

evlenmekten korkuyorum, kocanın kadın üzerindeki hakları nelerdir?» diye sordu. Peygamber’imiz de ona

«Eger onun vücudu tepeden tırnağa irin olsa da onu dilin ile yalayıp temizlesen yine hakkını ödeyemezsin» diye cevap verdi.

Genç kiz bunun üzerine «O halde evlenmeyeyim mi» diye sordu. Peygamberimiz
«Hayır, ne münâsebet, evlen, çünki o daha hayırlıdır» diye cevap verdi. mükâşefetü’l kulûp s. 588. İbni Abbâs buyurur ki;

«Hasam kabilesinden bir kadın Peygamber’imize gelerek

«Yâ Rasülallah ben dul bir kadınım, evlenmek istiyorum, koca hakları nelerdir» diye sordu. Peygamber’imiz ona şu cevabı verdi:

 Kocanin karısı üzerindeki başlıca hakları şunlardır:

1 — Kocası kadın ile yatmak isteyince kadın karşı gelip reddederse ve kocası o, şekilde yatarsa sabaha kadar melekler o, kadına lanet eder“Buhari zikri’l melaike no.289”

2 — Kocasının evinden, onun iznini almadan hiç bir şey vermemesidir, eğer verirse sevabı kocasının, günâhı onun olur. . Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem) buyuruyor ki:

«— Kadının, kocasnın iznini almaksızıin onun evinden yiyecek bir şey vermesi helâl degildir. Sadece bozulmasından endişe edilebilecek sulu yemek müstesna. Eger kocasının izni ile yemek yedirirse kocasının mükâfatı kadar mükâfat kazanır. Eğer onun iznini almaksızın yemek verirse, mükâfatı Kocasının, günâhı ise kendisinin üzerine olur.» Mükâşefetü’l kulûp, s. 591

3 — Kocasının iznini almadan nafile oruç tutmamasıdır. Eğer tutarsa sâdece açlık ve susuzluk çekmiş olur, hiç bir sevabı olmaz.

4 — Eğer kocasından izinsiz, evden çıkarsa eve dönünceye veya yaptığına tevbe edinceye kadar melekler ona lanet eder.»

Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem buyuruyor ki:

«—Kadının Rabb’inin Rızâsı’na en yakın durumu evinin dört duvarı arasında bulunduğu zamandır. Evinin dört duvarı arasında kıldığı namaz, camide kılacağı namazdan, odasında kıldığı namaz, evinin diğer her hangi bir yerinde kılacağı namazdan ve iç odasında kılacağı namaz, odasında kılacağı namazdan daha faziletlidir.» “Ebu Davud, 483” Eğer kadının yapacağı farz ibadetler arasında topluluk içinde yapmayı gerektiren bir ibadet var ise zikir meclisine katılıp zikir yapmak gibi kocasının  engel olmasına aldırış etmez.

Hazreti Aişe Radıyallahuanhadan gelen bir başka rivayette: Resûlullah sallallahualeyhivesellem muhacir ve ensar topluluğu ile birlikte idi bir deve geldi ve efendimize secde etti ashap Ya resulallah hayvanlar ve ağaçlar sana secte ediyor bizim sana secde etmemiz daha evladır dediler efendimiz rabbinize ibadet yapın kardeşlerinize ikramda bulunun eğer bir kişinin birine secde etmesine emir veren olsaydım kadına kocasına secde etmesi için emir de bulunurdum eğer kacası ona şu sarı dağdan siyah dağa siyah dağdanda beyaz dağa ğit diye emirde bulunsa kadının üzerine düşen bunu yerine getirmektir buyurmuştur. “ahmet b. hanbel Müsned”

Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem) buyuruyor ki:

«— Kadın avrettir. Dısarıya çıkınca onu şeytan gözetler.»Tirmizi, 1093

Peygamber’imiz (Sallallahualeyhivesellem.) buyuruyor ki:

«— Kadının on tane avret yeri vardır. Evlenince kocası bir avret yerini, ölünce toprak bütün avret yerlerini örter.» mükâşefetü’l kulûp s.589

Buna göre erkeğin eşi üzerinde bir çok hakları vardır. Başlıcaları ikidir.

Biri; namusunu korumak ve örtmek» öbürü de ihtiyacı dısında kocasından bir talebde bulunmaması ve onu haram yollar ile kazanç sağlamaktan alıkoymasıdır.
İlk müslüman kadınların hâlleri böyle idi. Kadınlar kocalarını ve kızlar babalarını dısarıya uğurlarlarken onlara «Sakın haram kazançlara sapma. Biz açlık ve sıkıntıya dayanırız, ama cehenneme dayanamayız» derlerdi.

İlk müslümanlardan bir erkek, bir yolculuğa niyetlenir. Komşuları yola çıkmasını doğru bulmazlar. Karısına «Kocanın yolculuğa çıkmasına niye razı oluyorsun? Halbuki sana nafaka bırakmadı» derler. Kadın komşularına şu cevabı verir. «Kocamı bildim bileli rızık verici olarak değil, yiyici olarak tanıdım. Benim rızkımı veren Rabbim var. şimdi yiyici gidiyor, fakat rızıklandırıcı bakîdir.» mükâşefetü’l kulûp s.590

İsmail’in kızı Râbia Hatun Ahmed ibni Ebu’l Havari’ye evlilik teklif eder. Fakat Ahmed ibadet ile meşkul olduğgu için: «Ben, kendi halim ile meşkul olduğumdan kadınlara karsı arzu duymuyorum.» diyerek bu teklife yanaşmaz.

Râbia’ da ona «Ben de kendi hâlimle senden daha meşkulüm. Cinsî arzum yok. Fakat kocamdan bana yüklü bir miras kaldı. Bu malı din kardeşlerine dağıtarak senin vasıtan ile sâlihleri tanımak ve kendime Allah’a giden bir yol hazırlamak istedim» diye cevap verdi.

Râbia’nin bu cevabı üzerine Ahmed «Hocama danışayım» dedi ve Ebû Süleyman-üd Daranî’ye gitti: (Hadisenin devamını Ahmed’den dinleyelim):

Hocam; «Dostlarımızdan kim evlendi ise bozuldu» diyerek daha önce evlenmeme karşı çıkardı Fakat, Râbia’nın söylediği sözleri duyunca « bana «Onun ile evlen, çünkü o bir Allah Dostudur. Bu söz sıddıkların söyleyebilecegi bir sözdür.» dedi.

Râbia ile evlendim. Evimizde kerpiçten bir bölme vardı. Yemekten sonra hemen çıkmak isteyenlerin el yıkaması yüzünden yıkıldı. Yemekten sonra ellerini sabunla yıkayanlar buna dahil değildir, üzerine üç sefer evlendim. O bana helâlinden yedirir, güzel kokular sürer ve «şimdi haydi öbür eşlerinin yanına kuvvetli olarak git» derdi. Bu Râbia Şam halkının içinde Basralı Râbiatü’l Adeviye’ye benzetilirdirdi.

Kadının kocasına karşı olan vazifelerinden birisi de, malını israf etmemesi, daha doğrusu onu korumasıdır.

Kadinin ana, babasına düşen vazifeler de vardır. Bunların en önemlisi kızlarına kocası ile iyi geçinmeyi ögretmeleridir. Nitekim, bildirildiğine göre Haricetü’l Ferazî’nin kızı Esma, kızını evlendirirken ona şöyle der:

«Sen içinde yetiştiğin yuvadan çıkıp tanımadığın bir yatağa giriyor ve bilmediğin bir arkadaşa varıyorsun.

Sen ona yer ol ki, o da sana gök olsun. Sen ona döşek ol ki, o da sana direk olsun. Sen ona köle ol ki, o da sana kul olsun. Onu hiç bir zaman gücendirme ki, seni üzmesin. Ondan uzak kalma ki, seni unutmasin. Sana sokulursa sen de ona yaklaş. Senden kaçarsa, sen de ondan uzak dur. Burnunu, kulağını ve gözünü muhafaza et, senden yalnız güzel koku alsın, sadece güzel söz duysun ve sırf güzel şey görsün.» Mükaşefetü’l Kulûp, s. 591

   Kadın, aile sırlarını kimseye söylememelidir. Şüphesiz bu hususa evin reisi de riâyet etmelidir, ama bu hususa bilhassa kadınlar dikkat etmelidirler. Çünkü onlar bir araya geldiklerinde, sanki normalmiş gibi birbirlerine en mahrem meseleleri dahi söyleyebilmektedirler. Kadın, evden dışarı çıkarken koku sürmemeli, süslenmemeli, dikkat çekici bir şekilde giyinmemelidir. Koku sürünerek dışarı çıkmayla ilgili şu hadis-i şerife bakalım: Ebû Musa’dan (r.a.) Nebi (s.allallahualeyhivesellem): “Her göz zina eder. Bir kadın güzel kokular sürünüp de erkeklerin bulunduğu yere uğrarsa zina etmiş olur” buyurduğu rivayet edildi, (Tergib ve Terhib, c. 4/278)

           Kadın kocasına karşı sesini yükseltmemeli, her zaman tatlı dilli, güler yüzlü olmaya çalışmalıdır. Kadın kocasının eve döneceği saatlerde kendisine çekidüzen vermeli, ev işi yaparken giydiği kıyafeti değiştirmeli, en güzel kıyafetini giymelidir. Maalesef günümüzde bu hususa pek dikkat edilmemektedir. Kadın kocasının yanına, evi silip süpürürken giydiği kıyafetle çıkarken, birlikte ev gezmesine gittiklerinde en güzel elbisesini giymektedir. Halbuki kadın gezmeye giderken gösterdiği hassasiyeti kocasının yanında da göstermelidir. Kadın kocasının misafirleri geldiğinde, onları gerektiği şekilde ağarlamalıdır. Eve gelen misafirler hakkında kocasına karşı gelip laf saymamalıdır. Kadın, kocasının nazarının yalnız kendi üzerinde olması için gayret göstermeli, kocasına karşı soğuk ve itici davranmamalıdır.
Karşılıklı hoşgörü ve nezaket
Karı, koca karşılıklı olarak birbirlerine hoşgörülü davranmalı, nazikâne şekilde hitap edip, zerafet ölçüsünde muamele etmelidirler.
Birbirlerine karşı; “Efendi”, “Bey”; “hatun”, “hanım” gibi nazikane ifadelerle hitap etmelidirler. Karı, kocanın birbirlerini kıskanmaları gayet normaldir. Kıskançlıkla ilgili şu hadis-i şerife bakalım: Muğiyre’den (r.a.): “Bir kere Sa’d b. Ubade: ‘Karımın yanında bir erkek görürsem hiç aman vermeden onu kılıcımın keskin ağzı ile vurur tepelerim’ demişti.
“Bunun üzerine Peygamber Efendimiz mecliste bulunanlara: “Sa’d’ın bu kıskançlığına şaşıyor musunuz? Allah’a yemin ederim ki, ben ondan daha kıskancım. Allah’ın kıskançlığı da benimkinden çoktur. Bunun içindir ki gizli olsun, açık olsun fuhuş ve kötü şeyleri yasaklamıştır. Cenâb-ı Allah kadar kullarını seven hiç kimse yoktur. Bunun içindir ki, insanları uyaran ve müjdeleyen Peygamberler göndermiştir. Allah kadar iyilik etmeyi seven de yoktur. Bunun içindir ki, kullarına cenneti va’d buyurmuştur’ dedi.” (Hayatü’s-Sahabe, c.3/274) Karı, koca eve geldiklerinde selâm vererek ve dua ederek çocuklarına örnek olmalıdırlar. Selâm ve dua ile ilgili hadis-i şeriflerden bazılarına bakalım: Enes b. Mâlik (r.a.) der ki: Resûlullah (sallallahualeyhivesellem) bana: “Oğlum ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ailene bereket olsun” buyurdu. (Tergib ve Terhib, c.3/462)

  Karı, koca işte bu şekilde eve girerken, yemek yerken, yatarken Allah’ın adını anarak, selâm vererek, dua ederek; hem şeytanlardan Allah’a sığınmak, hem de Allah’tan hayırlar niyaz etmelidirler.
Karı, koca, şeytandan Allah’a sığınırken, aynı zamanda Allahu Teâlâ’nın mutî (itaatkâr) kulları olan melekleri de evlerinde ağırlamalıdırlar. Bunun için de meleklerin eve girmesine mâni olacak hallerden sakınmalıdırlar. Meselâ, resim olan eve melek girmez. Bunu bilerek, ona göre hareket etmelidirler.
Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (sallallahualeyhivesellem) bu hususta şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “İçinde resim veya heykel gibi bir şey olan eve melâike girmez.” (Ramûz,c.2/470-8)
İslâmî şuura sahip karı, koca, birbirlerinin haklarına riâyet edecek, İslâmî ölçüleri göz önünde bulunduracak ve bunun neticesinde hem kendileri mesut olacak, hem de çocuklarını huzurlu bir atmosferde büyüteceklerdir. Bunun için de her ikisi de dindarlıkta birbirlerini örnek almalıdırlar. Saadetin temel şartı budur.
Karı, koca arasındaki, sevgi ve hoşgörü, ancak İslâmî şuur ve âdapla gerçekleşir. Onun ötesindeki sevgi, arizî (geçici) ve yapmacık bir sevgidir. O nevi sevgilerin ömrü, çok kısadır. Halbuki, dindar karı, kocalar arasındaki sevgi gerçek mânâda sonsuzdur. Zira o sevginin asıl meyvesi, ebedî hayatta ortaya çıkacak, o dindar karı, koca Cennette ebedîyyen bir arada olacaklardır.

 

Etiket Bulutu

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 53 takipçiye katılın